Dikenli Yol, Dikenler

Bak, şimdi sus ve bir dinle.

Yatağın üzerinde bacaklarını kavuşturmuştu ve dikkatle önündeki dizüstü bilgisayarın ekranına bakıyordu. Parmaklarında bir kaç günlük ojeler vardı ve tırnak yeme alışkanlığı yüzünden eskiliklerini de çok belli ediyorlardı. Kafası hafif dumanlıydı, üzerine içtiği içki de iyi etki etmiyordu. Yine de, geçen günlerde kafasını dağıtmaya çalışması hiçbir işe yaramıyordu.

Bir şey bulmuştu, çok yakından tanıdığı birisi hakkında. İnternetin karanlık bir köşesinde, garip bir sitenin içinde; adını bile hatırlamıyordu esasında. Nasıl denk geldiği hakkında da pek bir fikri yoktu ama oradaydı işte. Karşısında, tekrar tekrar izlediği videonun içindeydi o adam. Kafasından zaten çıkaramadığı görüntüyü tekrar tekrar izliyordu. Çığlıkları, acıyı ve zevki görebiliyordu.

Video sakin başlıyordu, zaten siyah beyazdı ve ses yoktu. Yine de modern bir kamerayla çekildiği belliydi. Önce bir adam ve bir kadın gülüyordu ve kalın giysileriyle karların arasından yürüyorlardı. Ardından görüntü değişiyor ve bir kardanadamı içine alıyordu. Adam ve kadın ortadan kayboluyordu ve hatta neredeyse bir video değil bir resim gibi sabit duruyordu. Eğer kardanadamın üzerinden geçen belli belirsiz gölgeler olmasa resim sanabilirdi kız.

Bundan sonra ilginç kısım başlıyordu, bir sigara aldı ve yaktı. Kendisi sarıyordu sigaralarını. İçlerinde sadece tütün yoktu artık.

Görüntü camsız bir odaya geçiyordu. Oldukça loştu, rahatsız gözüken tahta bir sandalye ve yüzü görünmeyen bir adam vardı. Elinde uzun, ancak bükülebilir olduğu belli olan bir sopa tutuyordu. Odanın etrafında dolaşıyor ve incelerken oldukça sakindi adam. Sanki bir şeyi bekler gibi durup arada odanın spesifik bir köşesine bakıyordu arada, ancak sonra odada bir sağa bir sola gitmeye dönüyordu.

Kameranın görüntüsü bir kaç saniyeliğine karardı. İlk görüntüdeki kadın, sandalyenin ayağı ile adamı dövüyor ve kafası ezilene kadar vuruyordu.  Ardından ne yaptığını anlayamamış, kendinden tiksinmiş bir çaresizlikle odayı tarıyor, elinden sandalyenin ayağını düşürüyor ve bir süre ağlar gibi ellerini yüzüne götürüyordu. Hemen ardından da kendine gelmeye çalışıp odanın görünmeyen bir kısmına gidiyordu; büyük ihtimalle kapıya.

Video bunun hemen ardından bitiyor ve izleyiciyi simsiyah bir ekranla başbaşa bırakıyordu.

İzleyen kız ise, ne bunları yaptığını hatırlıyordu, ne de öldürdüğü adamı.

İzolasyon

Uzaklarda bir yerlerde huzurun bulunduğu bilinirken hissedilen o garip duygu vardı içinde. Burada, ormanın sınırına yakın kulübesinde, elinde bir tüfek ile geceyi atlatmayı çalışırken bu duyguyu düşünüyordu adam. Şehrin ışıklarını uzakta, bulutlara yansırken görebiliyor ve bazen geçen iki üç uçağın sesini duyuyordu evet. Ancak uzaktı şehre ve şehrin getirdiği bütün konforlu şeylere.

Şikayet etmezdi, çünkü şehrin neler içerdiğini biliyordu. Ne yazık ki bu gece, ormanın da aynı şeyleri içerdiğini fark etmişti ve kaçabileceği bir şey yoktu.

Rüzgar yön değiştirip, ses havada bir balerin gibi hareket ederken de bunu düşünmeye devam etti. İki el yakasını kavrayıp onu sandalyeden düşürdüğünde, üzerine kuvvetini verdiğinde her şeyin ne kadar anlamsız olduğuna inanmaya devam etti. "Acaba?" dedi, "Şehir bundan kurtarır mıydı beni?". Şüphelerle allak bullak olurken önce yüzü, sonra ciğeri parçalandı pençelerle.