Kapı - I - Şehir

Şehir, içindekileri bir karadelik gibi çekiyor, onları bir canavar gibi yutuyordu. Şehir karanlık, acımasız ve dağınıktı. O, dünyadaki en büyük avcı, dünyanın en güçlü dişlerine sahipti. Dişler birer dağ gibi uzanıyor ve en altından en tepesine kadar camlarla kaplanmış, parlıyordu. Avlarının kanı onu her gün temizliyor, damarlarından akıttığı her damla ona geri dönüyordu.

Şehir, mükemmel avcı ve mükemmel avdı.

Çok az kişi onun ne olduğunu anlayabilmiş, çok daha azı ona karşı çıkmaya cesaret edecek kadar güç bulabilmişti. Kızıl ve Gri, bunu yapabilen nadir insanlardı. Birbirlerini bir kaç kez görmüş, içgüdüsel olarak tanımış ve gülümsemişlerdi. Tabi, bu kadar acınası bir hayata sahip iki kişi, asla birbirlerinin gözlerine bakmaz veya iki kelime etmeyi düşünmezlerdi.

Kızıl, şehrin sokaklarında dolaştığında ona bakan gözler hissederdi. Bu bakışlar bir insana ait olduğunda rahatlardı; eğer bakışları atan hiç insan yoksa, o zaman sıkıntıydı onun için. O kolay korkar, yalnız uyumayı sevmezdi. Daima gecenin karanlığında yanına bir kişi alır kendine, onun sıcak kollarına sarılarak uyurdu.

Gri ise tam tersine, hayatını bir kişiye adamıştı -ona Beyaz derdi. Beyaz, güzel birisiydi ve Gri asla onu ağzından düşürmezdi. Daima onu anlatır, daima onunla olan anılarını düşlerdi. Beyaz, Gri doğmadan önce ölmüştü. Gri onun yükünü yanında taşır, zaman zaman kucağına alır ve yolları öyle geçerdi. Beyaz'ın ağırlığını hissetmediğinde yürüyemeyecek kadar korku dolardı.

İşte şehir, onu öğrenen iki kişiyi böyle cezalandırmış, böyle korkutmuştu onları. Yakalarını bırakmıyor, hangi köşeyi dönseler onlara bir karanlık veriyor, cesaretlerini son sınırlarına kadar test ediyordu. Gri ile Kızıl bunu dert etmemiş ve yollarına devam etmeye çalışmış olsalar da, şehir buna izin vermiyordu. Şehir unutmazdı. Şehir affetmezdi.

Gri ve Kızıl gün içinde yola çıktılarında, atların yere vuruşu ve tramvayların gürültüsü arasında, yerin altında, şehrin onları yutmak için can attığını ve midesinin guruldadığını duyabiliyorlardı. Çoğu zaman kafalarını sallar ve yollarına devam eder, anti-depresanlarını alırlardı. Ancak bir süre sonra bunun yeterli olmadığını anlayınca Kızıl daha ağır şeyleri denemeye başladı, Gri ise kendine fiziksel acı hissettirerek unutmaya çalışıyordu.

Ancak 27 Mart sabahı saat 6 civarında Gri ve Kızıl çocuklarında bile hatırlamadıkları bir rahatlıkla uyandılar. Gözleri anlamsız bir biçimde ağrıyor, kafalarında bir şarkı sözü dönüyordu. Şarkının ne olduğunu anlamadılar, önemsemediler.

Gri, çürüyen kadınının vücudunu kucakladı ve evinden dışarıya çıktı.

Kızıl, üzerine giysisini giydi ve tanımadığı adamın evinden dışarı çıktı.

Şehir açtı. Şehir zekiydi.