Siyah kimsenin tanımadığı ancak herkesin pek kereler bahsettiği bir yazardı. İnsanların onu hiç görmemiş olsalar da, bu gizemi ve yazılarındaki garip tonlar onları çeker, meraklarını körüklerdi. Onlar için önemli olan adamın yazdıklarından çok, kendisiydi elbette. İnsanlar seneler süren garip bir macerada adamı aradılar, kitaplarını basan yayınevi ile kavgalara, savaşlara tutuştular.
Aslında basitti Siyah'ın kim olduğu, çok basit ve bariz bir cevaba sahipti.
Tıpkı karanlığın, ışığın eksikliği olması gibi, Siyah da Beyaz'ın eksikliğiydi; Gri'nin psikozuydu Siyah. Deri koltuğunda oturduğu gecelerde yazdığı ve kaydettiği anılarıydı hikayeleri. İçine duman çektiğinde gördükleriydi, içtiğinde gittiği diyarlardı ve gözlerini kapadığında gördüğü karanlıktı. İnsanlar onun adını beğenmez diye kullanmazdı gerçek ismini. İnsanlar onun adını anlamaz diye "Benim ailem şehirdir" demekten korkardı.
Şehirden de korkardı ama bu başka bir yazının konusu.