Sonraları çok yağmur yağdı, orası orman oldu. Aydınlık ve huzurlu bir orman değildi, ağaçları hızlıca yaşlanmış, onlarcası büyük ağaçların yanında susuz kalıp çürümüştü. İçin karanlık ve dardı, hatta bazen bana bir labirenti anımsatırdı... Hatırlarsın o labirenti, birlikte gezmiştik.
Şimdi sen gideli uzun zaman oldu, ben de ağıt yakmayı bırakalı.
Şimdilerde o küçük kızıl evi ziyaret etmiyorum eskisi kadar. Çocuklara verdim, şehri oraya getirip müzik yapıyorlar orada. Artık o kızıl evin önünde yollar, binalar ve keskin kokular var. Saf olan şeyler o düzlüklerden uzaklaştı, ben de beyaz değilim artık. Seni sırtlandım ve yürüyorum.
Bazen gökyüzü ve yeryüzü yarılıyor da içine düşüyorum.
Bazen Şehir'in anıları zihnimi ele geçiriyor, sağ elimde tuttuğum içkiden bir yudum alıp sol elimdeki nilüferi kokluyorum. Güzel bir tadı var ve acı kokuyorlar.
Yürümem lazım, orman yetişti yine bana. Çok hızlı büyüyor bu şeyler. Daima peşimdeler.
Çok yorgunum.
***
Bu bir aşk hikayesi değil.